DİSK-AR’ın yeni raporu yayımlandı!
- Türkiye’de her üç çocuktan biri yoksul
- Çalışan çocukların 59,2’si hanehalkı ekonomisine katkı için çalışıyor
- 14-17 yaş grubunda okullaşma son eğitim yılında 8,1 puan geriledi
- Çocuk işçiliği 13 yılda yalnızca 1,1 puan geriledi
- Türkiye’de her 100 çocuktan en az 15’i çalışıyor
- Çalışan çocukların yüzde 70’i aynı zamanda ev işlerinde de çalışıyor
- 15-17 yaş arası çocuk istihdamı son beş yılda yüzde 70 arttı
- MESEM’e kayıtlı öğrenci sayısı 10 yılda 5,3 kat arttı, yarım milyonu aştı
- 2025-2026’da 392 bin 887 çocuk MESEM’de kayıtlı
- 9 yılda en az 93 bin 517 çocuk iş kazası geçirdi
- 9 yılda en az 646 çocuk çalışırken yaşamını yitirdi
Rapora erişmek için tıklayınız.
Türkiye’de ve dünyada çocuklar 2026 yılında, hâlâ yoksulluğun, eğitimden kopuşun ve güvencesiz çalışmanın iç içe geçtiği çok boyutlu bir tehdit altındadır. Bu tablo tesadüf değil, çocuğu aile yoksulluğunun ve emek piyasasının bir çözüm ortağı haline getiren politikaların kaçınılmaz sonucudur. Çocuk yoksulluğunun yüksekliği, eğitimden kopuşun derinleşmesi ve MESEM gibi uygulamalar yoluyla çocuğun işletme temelli üretim ilişkilerine erken yaşta dahil edilmesi; birbirinden bağımsız sorunlar değil, çocuğu emeğiyle var olmaya zorlayan aynı düzenin birbirine bağlı halkalarıdır.
Türkiye’de her üç çocuktan biri hâlâ yoksuldur ve çocuk işçiliği son 13 yılda ancak 1,1 puan gerileyebilmiştir. Bu durağanlık, hukuki taahhütlerle örtüşmeyen yapısal bir başarısızlığa işaret etmektedir. Çalışan çocukların yarıdan fazlası hanehalkı ekonomisine katkı zorunluluğuyla çalışma yaşamına girmekte, çalışan çocukların yüzde 70’i bir de ev içi bakım yükünü omuzlamaktadır. Kız çocuklarında bu yük çok daha ağırdır; onların görünürdeki daha düşük “ekonomik” çalışma oranı, gerçekte emeğin ev içine kaydırıldığı bir sömürü biçimini gizlemektedir. Eğitimden kopuş ise özellikle lise çağında derinleşmektedir.
Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM) bu tablonun en somut ve devlet eliyle kurumsallaşmış halkasıdır. Son on yılda öğrenci sayısını 5,3 kata çıkararak yarım milyonu aşan bu sistem, çocukları henüz eğitim çağındayken gerçek işyerlerinde, gerçek üretim ilişkilerinin içine yerleştirmekte, ancak onları İş Kanunu’nun sağladığı temel korumaların dışında bırakmaktadır. Çırak ve stajyerler sendikalaşma hakkından mahrum bırakılmakta ve çalıştıkları süreler emeklilik prim ve gün sayısının dışında tutulmaktadır. Türkiye’nin taraf olduğu ILO’nun 138 sayılı Asgari Yaş Sözleşmesi, çocukların gelişimlerine zarar verecek biçimde ve yaşlarına uygun olmayan işlerde çalıştırılmasının önüne geçilmesini; 182 sayılı En Kötü Biçimlerdeki Çocuk İşçiliğinin Yasaklanması ve Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Acil Eylem Sözleşmesi ise çocukların sağlığını, güvenliğini veya ahlaki gelişimini tehlikeye atan çalışma biçimlerinin en öncelikli biçimde ortadan kaldırılmasını öngörür. MESEM’in bugünkü işleyişi, çocukları “öğrenci” statüsü altında fiilen işçi konumuna sokarak, kamu kaynaklarıyla desteklenen ucuz ve örgütsüz bir genç emek havuzu yaratarak bu sözleşmelerin öngördüğü koruma anlayışıyla açıkça çelişmektedir. Çocuk işçiliğinin en ağır bedeli ise iş cinayetlerinde görülmektedir: son 9 yılda en az 93 bin 517 çocuk iş kazası geçirmiş, en az 646 çocuk çalışırken yaşamını yitirmiştir. Bu ölümler kaçınılmaz kazalar değil, çocuk emeğini yaygınlaştıran ve denetimsizliği olağanlaştıran bir düzenin sonucudur.
Konfederasyonumuz DİSK, çocuk işçiliğinin kökeninde yatan asıl sorunun çocuğun kendisi ya da ailesinin bireysel tercihi değil, yetişkinlerin güvencesiz ve düşük ücretli çalıştırılması olduğunu her zaman vurgulamıştır. Bir toplumda ebeveynler insanca bir ücretle, güvenceli bir işte ve örgütlü biçimde çalışabildiği sürece çocuklar çalışmak zorunda kalmaz. Bu nedenle çocuk işçiliğiyle mücadele, aynı zamanda yetişkin işçilerin sendikalaşma ve toplu pazarlık hakkının güçlendirilmesi mücadelesidir. Genç işçilerin ve çırakların bugün sendikal örgütlenmenin en dışında kalan kesimler olması, yarının çocuklarının da aynı örgütsüzlük ve güvencesizlik zincirine eklemlenmesi anlamına gelmektedir.







